Kayıtlar

bitmiştir...

Koynumdayken dokunamıyordum sana. Elini uzattığında kıyamıyordum,o narin ellerini incitmek istemiyordum. Dokundun ve bıraktın. Şimdi rüyalarımda her gece dokunmaya çalışıyorum. Ses yok,renk yok,. Yalnızca sen varsın. Karanlığa doğan ay,aydınlığa doğan güneş, gündüzle gelen ışık, geceyle gelen yıldızlar… Söyle meleğim, bir insan cam misali kırıldığında mı daha fazla acı çeker, yoksa yıldızlar birer birer kayıp yüreğine sağlandığında mı? Söyle meleğim, temiz bir yürek sensiz nedir? Söyle meleğim, Tanrı’nın sizi bile terk ettiğini söyle! Korkma, söyle meleğim, gelip geçici heveslerin, gündelik tüketimin kıskacında kıvranan zavallı insanlığa söyle, anlat aşkı, sevgiyi, sevmeyi, anlat satılık tanrılarını,yozlaşmış inançlarını, bozuk düzenlerini, yalancı aşklarını… Yıldızların bir daha kaymayacağını söyle be meleğim… Kusursuz cinnetler biriktirdim cebimde bilmeden ,bazen yaşamak gereksizdir biliyorum. Boşlukta , ölmeye çalışırken ve bir şeyler kan rengindeyken tek kişilik , yalnız ve mutsuz ...

ASENATH’I BEKLERKEN

Tanyeri ışıdı,ışıyacak. Keskin uzun öten bir horozun sesi… İncecik dalgalar vuruyor sahile. Sessizlik, sanki hepimizin sesi olmuş. Ortak bir dili taşıyor ılık ılık esen yel. Yeni yağı çıkarılmış zeytin kokusu… Birkaç dilim kaşar çıkarıyorum.Birkaç tane de doğal,daha dokunulmamış zeytin. Çayım, tavşan kanı misali, öyle kızıl,öyle canlı ki, doldurup incecik belli bardağıma yudumluyorum. Artık güneş haykırıyor buradayım diye. Gecenin sessizliği, yerini gündüzün dalga ve rüzgar seslerinin orkestrasına bırakıyor. Şef misali, yönetmek istiyor bir tarafım bu coşkuyu, fakat dokunmuyorum, eklemleniyorum,eriyip su oluyorum, akıyorum denize doğru. Ören’i seviyorum. Eski,yaşlanmış,yüzlerinde,çizgilerinde tarih yaşıyor. Sokakları Rum kokuyor, Ermeni kokuyor, Türk kokuyor, Osmanlı kokuyor, Cumhuriyet kokuyor, her şeyden çok sevgi,komşuluk,mahalle kokuyor. Tarihi yaşıyorum, zaman makinem yok ama, zaman makinesi olmaya çalışıyorum. O kadar çok ihtiyacımız var ki zaman makinesi olacak insanlara. Derin...

Çelik Kapının Ardında

Bu gece daha bir parlak sanki. Balık sırtı gibi dizilmiş yıldızlar, birer engel gibi. Hepsi geçilmeyi bekliyor. Sonunda saklıyorlar seni. Kimin aklına gelir ki oralara saklanasın. Ama biliyor musun? Görüyorum artık. Özgürsün inansınlar ki, çok samimisin.. her şeyi görüyorsun.. asla salak değilsin ..bilsinler.. bakmadıklarını duyuyorsun, duymasan da hissediyorsun.. çünkü herkes arkadasın..ilk kez görsen bile.. dur diyorsun..müzik evin oluyor. hislerin..sırdasın..dostun.. hayat ne kadar da güzel..sen varsın ve kendini yasıyorsun.. anlamsız hersek anlam kazanıyor.. kurulmamış cümleler çalar saat gibi kuruluyor.. annen var bir yerlerde seni bekleyen.. sesli düşünüyorsun.yoksa bos mu konuşuyorsun?!.. kısa, keskin, net, cümleler.. kendini dinlersen, kapatırsın biliyorsun.. anlamsız bir hızın var..sığmayan bir enerjin.. yorulmuyorsun..sınırın yok.. için titriyor..kemiklerin, damarların, kasların, etlerin.. sempatiyi misyon edinmiş gibi görünüyorsun.. Artık görüyorum be güzelim. İnsanoğlu ne k...

BİN BİR GECE, BİN BİR SURAT

Yüzüyorum. Görüyorum. Az kaldı. Evet, çok az kaldı. Hissedebiliyorum seni. Sendeki özgürlüğü,neşeyi,kokuyu… Hayatı yaşamak istiyorum sendeki. Nefesim kesilir gibi oluyor. Duraksıyorum. Bir dala tutunup bir sigara yakıyorum. Nefesimi kestiğin anı tekrar ve tekrar yaşıyorum. Sonra bir kez daha yüzmeye başlıyorum. Ufukta duruyor ya, ona yüzüyorum. O kadar sessiz ki… Sonra ilk kara parçasına ulaşıyorum. Nefes almak ve seni bana her gece taşıyan küçük adamlarla konuşmak istiyorum.Ve dil, büyümeye hevesli küçük bir çocuk yüreğinin yanında epeyce kekeme.Düş yığını aklımın kemiklerini geliştiren tüm vitaminler… Neden susuyorsun? Bugün yüzerken gene çocuklar öldüğü için mi? Sevenler yine kavuşamadılar mı yoksa? Yoksa yeşil fularlı çocuk büyüdü ve ağlıyor mu? Niye susuyorsun? Biliyor musun artık bazen düşünüyorum, gelip geçici. Bazen gülüyorum, o da geliyor geçiyor. Bazen ağlıyorum o da öyle. Sanırım, biz de gelip geçiyoruz. Zamanı durdurup içinden geçtiğimiz günler geride kaldı. Şu an Tanrı’n...

GÜLMEK LAZIM ÇOCUK,SÜREKLİ GÜLMEK

Ama ağlama çocuk.Gözlerin de dolmasın. Sadece şarkının sözlerini dinle. Sonra bu tip adamların, gözlerinde umut taşıyanların söyleyebildiği sözlere bak. Keşke şöyle olsa dünya.Şöyle ki mesela çiçek böceklerin olduğu köydeyiz. Tek katlı bir ev,şaraplar var,üzüm bağları,tarlalar var.Deniz kokusu,esen meltem,çelik mavisi,gül kırmızısı binlerce renk...Sonra iki-üç çocuğun belki daha çok,hayvanların, sevdiğin ve hep seveceğin bir eş… Akşamları tüm köy beraber şarkı türkü şiir söylüyor, içiyor, eğleniyor,kutlamalar yapıyor. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Shire gibi masallar, hikayeler anlatılıyor.Sevdiğini söylemekten korkmak yok, benim malım senin malın yok, hiç kimse arasında fark yok ki, sevenler arasında seviye, dil, para, din v.b. farklar yok. Tüm duvarlar kalkmış. Böyle bir dünya düşle.Öyle bir dünyada reklam olmazdı.Şık kıyafetler makyajlar olmazdı,sadece sen olurdun,karşındaki de kendisi olurdu.Herkesin içi dışı bir olurdu.Sevince gider söylerdin,şarkı bestelerdin ama böyle bir dünya yok ...

Piçler

Piçlerin çocukları olmaz. Piçler, aşık oldukları kişilerin kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa kimse dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir. Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır. Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir. Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır. Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının sevgililerine dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur. Piçlerin aileleriyle olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır. Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler. Piçler 'hiç'liği baştan kabul etmişlerd...

BIRAKIN HAYKIRSIN SEVGİ SÖZCÜKLERİ

“Sevgi, insanlar arasındaki en güçlü bağdır. Ama sevginin yeşermesi için, daima ayrılık olmalıdır. Sevginin görevi, bizi ayrılık aleminin ötesine geçirmektir..” Boğucu bir ortam, güçlükle nefes alınabiliyor. Küçücük çiçekler su bekliyorlar. Aralarından bir tanesi yaşam veren sudan en çok alıyor. Diğerlerinden daha fazla açmış, ama ne yazık ki bunun sonucu olarak diğerlerinden daha erken kuruyacak. Güle bakıyorum. Rüzgarın kokusunu taşıdığını hissedebiliyorum. Sevgiyi tanımaya çalışıyorum. Karanlık var her tarafta. Gözyaşlarının bütün bu karanlıkta bile parıldadığını görebiliyorum. Sevginin; savaşların,işgallerin,tecavüzlerin,yalanların,talanların,yağmaların,hırsızlıkların olduğu bir ortamda tam tersi daha da yeşermesi gerekmiyor mu? Madem sevgiyi ayrılık kuvvetlendiriyor. Ya da acaba ayrılık sözcüğünün anlamını dahi de mi kaybettik? Belki de en kötüsü oldu, ayrıyken insanlar daha fazla mücadele ederlerdi, ayrılığın verdiği özlem,hasret insanı daha çok kamçılardı. Ne acıdır ki, ga...