Kayıtlar

yalnızlık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kar Senfonisi

Resim
Kar sesi duydunuz mu hiç? Kar yağışı sırasında duyulan belli belirsiz seslerdir. Pik pik, pıt pıt gibi ufak sesler çıkarır. Görüntüsü eşsiz, tanelerin çıkardığı ses de zariftir. Bir anlam ifade etmez. Simetrik mükemmelliğinin yanında hiç kimse sesini duymak istemez. Kar çığlığı terimini duydunuz mu hiç? Sessizdir. Yere dökülen bir unun sessizliğinde, ama daha narin, fakat daha güçlü. Her bir düşen tane başka bir sonsuzlukta yankılanan çığlıklardır. Duyamazsınız. Duyduğunuz sesi anlayamazsiniz. Belki de, anlamak istemezsiniz. Peki ya, kar sessizliği terimini duydunuz mu hiç? Hüzündür. Sizi sobalı evlere, kestanenin çıtırtısına götürür. Kulaklarınız dolar, gözleriniz sesleri görür. Beyazın içindeki tüm tayfları yakalarsınız. Ses ve renk tonlarını algılarsınız. İsterseniz bakarsınız. Bakarsanız görürüsünüz. Yoksa sadece bakarsınız. Fısıldayan bir   güzelliktir. Çok derin, çok tok bir sessizliktir bu. Arka fon müziğidir hayatınıza. Sonra yağmur gelir. Bütün bir karı eritir ...

Yaz Dedin Yazdım

Yaz bana dedin, bugüne kadar ikimizin de en iyi anladığı kelimeler ve bizi en iyi anlayan kâğıda dökeyim dedim, hak verdim. Lakin farkına vardım ki karşımda cansız ve beni, bizi her gün ele geçiren 0’ların ve 1’lerin toplamı duruyor. Beyaz bir kâğıt yerineyse ondan daha beyaz, ama gözleri yakan keskinlikte acımasız ve duygusuz ve kokusuz Word... Ne zaman başladı bilmiyorum. Çok uzakmış gibi bulanıklaşıyor, çok yakınmış gibi hatırlamıyorum. Anımsayamıyorum ne zaman bu cesarete vardığımı. Anımsayamıyorum bu aptal ve korkak düşünceye ne zaman geldiğimi. Temiz ve saf kalmayı zorladıkça, ne kadar da çabuk kirlenebiliyormuş insan. Gecenin özgürlüğü kadar hafif, ama dipsiz; gündüzün baskıcılığı kadar ağır ama sınırlı… Belki de tam tersi… Sonsuz bir karanlığa ya da ışığa karışma arzusu, bir insanın aklına düşmeye görsün! Bağlayan bütün dokularının neşterle kesilip atıldığı günlerde tek tek koparsın her şeyden. Yalnızlığın dayatıldığını hissettikçe, ses çıkaramadıkça, içine dahi ağlamayı b...

ölenle ölmeyenlerin mabedi

"yaşamak görevdir bu yangın yerinde, yaşamak, insan kalarak" metin altıok Gelişlerde, gidişlerde, terk edişler ve terk edilişlerde... Bir damla gözyaşının süzülüşünde, hiç bitmeyen yollarda, bir böcekte, bir çiçekte, belki varlığın biçimsizliğinde, belki de yokluğun içindeki görünmeyen renklerinde… Dilimde, zihnimde, kalemimde, en çok da gönlümde… Bu zaman öyle zaman ki, kayıplar, ölümden daha acı, çünkü bilirsin ölüm kesin ayrılıktır, dayanılabilir, gerçektir, nihayettir. Ama kavrayamaz beynin yaşarken ki ayrılığı, nefes alınırken ki ölümleri. Kıyıya vuran her çocukta bir nefes sıkışır boğazına, son nefes olmasını dilersin, tutarsın sıkarsın kendini, can vermeye bile derman bulamazsın. Uzaklarda bir yerde bombalar patlarken, yanında sesini duyduğun arkadaşının kahkahası baskın gelsin istersin. Dilin tehlikeli gelir, diyemezsin, susamazsın, konuşamazsın, başını da çeviremezsin, sıkışırsın iyice sıkışırsın, anlatsan kime? Ağlarken de gözyaşların yoksa eğer gülemezsin...

Kısa Bir Kaos

"Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben." Ahmet Altan Denge dışı bir sistem aslında tüm evren... Kaos bu düzenin en büyük itici gücü… Gelgelelim ki kişi, toplumsal norm dışında, ezberlenen, beklenen ve bilinen dışında bir denge hali gösterince “dengesiz” kabul ediliyor. Bir çocuğun aslında ne kadar tutarlı ama ne kadar özgür olduğunu bilen bünyeler, bunu bilinçaltına atmakla kalmıyor, bunu yaşayanları çocuk ve olgunlaşmamış olarak suçluyor. Suçluyor diyorum çünkü o “an” yapmak istediğini yapmak bir suç artık insanoğluna göre. Tek başına olan hayata karşı dimdikken, yalnız olan nasıl da sönük… Yeni bir günü karşılayacağız. Uzaklık yine geldi ve aldı götürdü bizi. Fakat biliyorum bu şarkıyı bir kez daha söyleyebileceğim sana. Dostum, ah be dostum… Belki başka bir zamanda, belki başka bir hayatta, belki bir kırılma anında gözlerim tanıyacak seni, her şey değişmiş olsa da… O kaos duygusu, o tüm ...

Islık Çalın Lütfen

Uzun süre yazmamanın kötü yanı şu: demek ki bir şeyler birikiyor. Biriken şeylerin ne kadarının acı olduğu, ne kadarının mutluluk olduğu düşündürücü…. Her ikisi de olmalı elbette. Hayat acı çekmeden veya mutlu olmadan, salt biri birisine üstün olduğunda güzel olabilir mi ki? Son birkaç ay özellikle hissiyatsız yalnızlığın ve yanlış yapmamın tatsızlığının iyice tavan yaptığı birkaç ay. Neredeyim, ben kimim, nereye gidiyorum soruları zamanın ve mekânın iyice birbirinden kopuk ve boyutsuz bir izdüşümü gibi adeta.  Dinle diyebileceğim dostlarımın, beni sevdiğim üzerinden yaraladığı yıllar geçirdim. Sadece benim sevgimden sevdiğimi sevmeleri gereken ailemin ilkel sahiplenme güdüsü ile nelere kadir olduklarını veya güveni kırılan özellikle niyet okuyan bir insan ise ne noktalara problemleri taşıyabileceğini işte bu son birkaç ayda öğrendim. Tabi bu arada büyük bir kesim izlerken çocukların rahatça öldürebildiğini, “büyük bir amaç” için çocukların gözden çıkarılabileceğini de bu ...

Hiç Olmak Kolay Değildir

“ Bir iğne deliğinden iki iplik geçmez, zira iğnenin deliği tektir. Onun gibi bu kapıya da ikilik sığmaz. Mademki sen senlikten geçip ben oldun o halde hoş geldin, buyur .” Hz. Mevlana Toplumun çarkları arasında ezilen bir insanın bu boşluğu ezerek doldurmaya çalışmasına şaşmak, şiddetin ve aşağılamanın doğamızda son derece olağan olduğu gerçeğini görmeye cesaret edememekten kaynaklanan bir cesaretsizlik örneğidir. Üç yaşındaki çocuğunu tekmeleyerek döven bir baba, çocuğuna işkence eden bir anne, gizli kalmış onlarca, yüzlerce, binlerce hayat… Toplum, kendi günahlarının sorumluluğunu almadıkça, ölü doğmuş babalar ve çocukları da asla azalmayacaktır. Bu bilinen bir gerçektir. Bu sorumluluk hepimize ait.  İçeriden anneye vurulan her darbede kapısını kapatıp duymayarak hayatın devam edeceğini zannedenlerin, kardeşini kendisi yerine sürerek bir korkak gibi kaçanların, sokakta karısını doğrarken uzaktan izleyen ama yapacak bir şey yoktu diyerek kendini avutanların… Yüzleşmekten ...