Kayıtlar

GÖZLERİNİN ŞEHRİ

Resim
Biliyorum bu şehirde değilsin sen. Bense gözlerinin şehrindeyim, kalbinin kapısında bekliyorum. Her atışta açılan bir kapı aralığını yakalamaya çalışıyorum. Sensizliğin sokaklarında geziniyorum. Sokaklarda sensiz geziyorum. Biliyorum bu şehirde değilsin sen. Hüznün ve tesellinin tekliği ve tekilliği üzerine seni konumlandırarak gardımı tekrar alıyorum. Savunuyorum kendimi ama neye karşı sensizken? Hüzünlü gönlümün belki de misafirisin. Bilirim, gönül dertlerin nehridir. Bilirim, nehir olup akan içine akıttığın göz yaşlarıdır. Sel olup almıştır tüm sokaklarını bu sensizlik ve sessizlik şehrinin. Gözlerinin şehrindeyim, ama biliyorum bu şehirde değilsin sen. Anları konfeti yağmuruna tutmaya çalışıyorum. Aynı zamanda da  sözcüklerin içini deşip, deşerken de kendi  içimi deşiyorum.  Yağmur olup sözcükler dökülüyor. Geç kalmış ve geç yağmış yağmur ile doluyor şehrin bütün sarnıçları. Bütün avlular su ile taşıyor. Yırtıcı bir bıçak gibi soğuğa kesiyorum. Üşüyorum. Kızıy...

PANDA SELU ESELA

Resim
“Dün yağmur yağacaktı, gün döndü, yarın yağdı, Bugün dindi. Ağlayacaktı. Kim anlayacaktı.” Özdemir Asaf O, ağır tek bir damla ile yaprak sarsıldı. Damla, titreyerek süzüldü, esnedi ve aşağıya doğru yaprağı eğerek düştü. Yaprağın sarsılışı ve oluşturduğu titreşimleri kim bilir, hangi canlı duyabildi ve belki korktu ve belki bir şeyleri başlatması gerektiğini hatırladı ve belki de kaçtı ve belki de mutlu oldu. Sonra ikinci bir damla düştü, sonra üçüncü, sonra dördüncü sonra sayamayacağım kadar sonsuz, göremeyeceğim kadar uçsuz, dokunamayacağım kadar hızlı onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca damla yere dokundu. Toprağa karıştılar, İşte, başlamıştı tabiatın bize dinlettiği müzik... Şimdi öyle güvenli ki sokaklar. Öylesine güzel ki yürümek için... Yağmurda acele eden insanları gördükçe, doğamızdan ne kadar koptuğumuzu ve korktuğumuzu hissediyorum. Oysa ki, yağmurlarda acele edilmez! Yavaş yavaş yürünür. Yağmurdan başka hiç bir şeyi umursamazsınız ve belki bir şarkı mırıldan...

Beyaz

Nedir onurlu yaşamak? Yaşanılan, yaşanılacak uzun yıllarla doldurulabilecek, saman alevi gibi olmayan, bir ömrü özün, ruhun gibi anadan doğma tertemiz hayatın içindeki maddi kaygıları duymadan tadılabilecek, gönlündeki delikanlılığı bedeninde can bulan hareketlerinle ve yaşayışınla hayata karşı bizzat konuşmadan eylemlerinle tatbik edebilmektir, gerçek mutluluğun tek ve asla kapital bir değer ile satın alınamayacak tek gerçeğidir onurlu yaşamak. Bembeyaz kalmaya çalışmaktır onurlu yaşamak bazen. Sonra bir bakarsınız kirlenmişsinizdir. O kadar grinin içinde sizin kiriniz öyle bir görünür ki, damarlarınıza kadar bu kiri hissedersiniz. Yakınırsınız. Kimse duymaz hıçkırırsınız. Çığlığınız raylara, hasretiniz düdüğe takılır. Tren gelir geçer ve siz orada öylece sessizce çığlık atarsınız. Evet, doğrudur. Beyaz kalmak zordur. Böyle bir dünyada, insanın doğası karşılaştırıldığında. kötülüğü göre göre kararmak kolaydır. Ne demiş şair? “bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği b...

IŞK

Resim
Umut bazen işkencedir. Bazense geleceğe doğru bugünü ören bir tüneldir. Hem geleceğe atılan bir adımdır hem de bugünümüzün yaşam kaynağıdır. Umut ki,  savaşta,  bin yıllarca, erleri düşmanın önüne koşturandır, ya ölüm sonrası için umutlar ya da hayata yeniden dönüş umutlarıdır. Umut insana kök saldırandır. Yaşam emridir. Olacakların istenilen gibi olmasını istemekti belki. Sadece istemekti belki, hayal etmek ya da boş bir  tembelliktir  sadece umut. Belki insanın hayat okyanusundaki şiddetli fırtınalardan korunacağı bir limandı umut. Can simidiydi. Belki de başlı başına bir çelişkiydi umut, ne onunla nede onsuz.. Bir eşkıya beslerken içimizde, umudu büyütmeye çalıştık. Bir filmdeydi, güzel bir replikti. “İnsanın bir türlü vazgeçemediği illüzyondur umut. En büyük güç ve en büyük zayıflık kaynağımız olan şey...” O eşkıyayı bulup da çıkaramadık yüzeye. Bulduk korktuk.  Eşkıya kötü öğretildi bizlere ...

REPLİKLER

Resim
Uzun bir aradan sonra yazıyorum. Çok uzak kaldım her şeye. Soran herkese verdiğim cevap hep aynı: iş... Patronlara, yöneticilere, müdürlere  kurulmaması gereken yedi cümle... İş hayatında etkili iletişim, müşteri kazanma teknikleri, yukarıya tırmanma yöntemleri, pazarlama stratejileri, müşteri şikayetleri, çelik seçimi, uygun ısıl işlem, toplantı gündemi, sözleşme, eksik fatura... Teorinin arttığını görmek insanı bir kez daha öldürmüyor mu acaba? “Mutsuzluk arttıkça teorik hayat artar, teorik hayat arttıkça yabancılaşma artar, yabancılaşma arttıkça hiçlik artar.” Teori arttıkça haliyle pratik yok oluyor. Pratik yok oldukça çelişki derinleşiyor. Derken gelsin iş gezisi, gitsin müşteri ziyareti...  Ahbap’ı düşlerken Donnie’ye göz kırpıp Mr.Mojo Rising’in sesini yükseltiyorum. Gözlerimin önünde sağ omzumun üzerinde Raoul Duke, sol omzumun üzerinde Dr. Gonzo... Kime inanmalı? Arabayı sürmeye devam ediyoruz. Bir uçuş daha, Konya’ya varıyor, hacı amcaların gece alkol sonrası...

TUT DEFTERİ KİTABI

“ ...özel mülkiyet bizi öylesine aptal ve tek yanlı hale getirdi ki, bir nesnenin, ancak bizim için bir sermaye olarak varolduğunda, ya da ona doğrudan sahip olduğumuzda, yediğimizde, içtiğimizde, giydiğimizde, içinde yaşadığımızda vs. kısacası onu kullandığımızda onun bizim olduğunu düşünürüz.“                                                                                                             K. Marx Yazabilmek çok farklı bir duygudur. Adeta renkleri harflere, notaları hecelere, fotoğrafları cümlelere dönüştürürsünüz. Beslenmeniz lazımdır yazabilmek için. Hangi görüş yâda hangi inanış da olursanız olun, kendinizi, sınırlarınızı zorlamanız, duyumsamanız gerekir. İnsan ve doğaya ilişkin yazıyorsanız her gün...

Hiç Olmak Kolay Değildir

“ Bir iğne deliğinden iki iplik geçmez, zira iğnenin deliği tektir. Onun gibi bu kapıya da ikilik sığmaz. Mademki sen senlikten geçip ben oldun o halde hoş geldin, buyur .” Hz. Mevlana Toplumun çarkları arasında ezilen bir insanın bu boşluğu ezerek doldurmaya çalışmasına şaşmak, şiddetin ve aşağılamanın doğamızda son derece olağan olduğu gerçeğini görmeye cesaret edememekten kaynaklanan bir cesaretsizlik örneğidir. Üç yaşındaki çocuğunu tekmeleyerek döven bir baba, çocuğuna işkence eden bir anne, gizli kalmış onlarca, yüzlerce, binlerce hayat… Toplum, kendi günahlarının sorumluluğunu almadıkça, ölü doğmuş babalar ve çocukları da asla azalmayacaktır. Bu bilinen bir gerçektir. Bu sorumluluk hepimize ait.  İçeriden anneye vurulan her darbede kapısını kapatıp duymayarak hayatın devam edeceğini zannedenlerin, kardeşini kendisi yerine sürerek bir korkak gibi kaçanların, sokakta karısını doğrarken uzaktan izleyen ama yapacak bir şey yoktu diyerek kendini avutanların… Yüzleşmekten ...