Kayıtlar

ölenle ölmeyenlerin mabedi

"yaşamak görevdir bu yangın yerinde, yaşamak, insan kalarak" metin altıok Gelişlerde, gidişlerde, terk edişler ve terk edilişlerde... Bir damla gözyaşının süzülüşünde, hiç bitmeyen yollarda, bir böcekte, bir çiçekte, belki varlığın biçimsizliğinde, belki de yokluğun içindeki görünmeyen renklerinde… Dilimde, zihnimde, kalemimde, en çok da gönlümde… Bu zaman öyle zaman ki, kayıplar, ölümden daha acı, çünkü bilirsin ölüm kesin ayrılıktır, dayanılabilir, gerçektir, nihayettir. Ama kavrayamaz beynin yaşarken ki ayrılığı, nefes alınırken ki ölümleri. Kıyıya vuran her çocukta bir nefes sıkışır boğazına, son nefes olmasını dilersin, tutarsın sıkarsın kendini, can vermeye bile derman bulamazsın. Uzaklarda bir yerde bombalar patlarken, yanında sesini duyduğun arkadaşının kahkahası baskın gelsin istersin. Dilin tehlikeli gelir, diyemezsin, susamazsın, konuşamazsın, başını da çeviremezsin, sıkışırsın iyice sıkışırsın, anlatsan kime? Ağlarken de gözyaşların yoksa eğer gülemezsin...

Kısa Bir Kaos

"Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben." Ahmet Altan Denge dışı bir sistem aslında tüm evren... Kaos bu düzenin en büyük itici gücü… Gelgelelim ki kişi, toplumsal norm dışında, ezberlenen, beklenen ve bilinen dışında bir denge hali gösterince “dengesiz” kabul ediliyor. Bir çocuğun aslında ne kadar tutarlı ama ne kadar özgür olduğunu bilen bünyeler, bunu bilinçaltına atmakla kalmıyor, bunu yaşayanları çocuk ve olgunlaşmamış olarak suçluyor. Suçluyor diyorum çünkü o “an” yapmak istediğini yapmak bir suç artık insanoğluna göre. Tek başına olan hayata karşı dimdikken, yalnız olan nasıl da sönük… Yeni bir günü karşılayacağız. Uzaklık yine geldi ve aldı götürdü bizi. Fakat biliyorum bu şarkıyı bir kez daha söyleyebileceğim sana. Dostum, ah be dostum… Belki başka bir zamanda, belki başka bir hayatta, belki bir kırılma anında gözlerim tanıyacak seni, her şey değişmiş olsa da… O kaos duygusu, o tüm ...

Islık Çalın Lütfen

Uzun süre yazmamanın kötü yanı şu: demek ki bir şeyler birikiyor. Biriken şeylerin ne kadarının acı olduğu, ne kadarının mutluluk olduğu düşündürücü…. Her ikisi de olmalı elbette. Hayat acı çekmeden veya mutlu olmadan, salt biri birisine üstün olduğunda güzel olabilir mi ki? Son birkaç ay özellikle hissiyatsız yalnızlığın ve yanlış yapmamın tatsızlığının iyice tavan yaptığı birkaç ay. Neredeyim, ben kimim, nereye gidiyorum soruları zamanın ve mekânın iyice birbirinden kopuk ve boyutsuz bir izdüşümü gibi adeta.  Dinle diyebileceğim dostlarımın, beni sevdiğim üzerinden yaraladığı yıllar geçirdim. Sadece benim sevgimden sevdiğimi sevmeleri gereken ailemin ilkel sahiplenme güdüsü ile nelere kadir olduklarını veya güveni kırılan özellikle niyet okuyan bir insan ise ne noktalara problemleri taşıyabileceğini işte bu son birkaç ayda öğrendim. Tabi bu arada büyük bir kesim izlerken çocukların rahatça öldürebildiğini, “büyük bir amaç” için çocukların gözden çıkarılabileceğini de bu ...

Beyaz Kadın

Nefes nefeseydi. Belki de şehrin tek yeşil kalmış, gözü yaşlı, sokakları çığlık dolu yerinden tepelere doğru çıkıyordu. Gelgitli bir aklın, çocuklar üzerinden kurulmuş bir yaşam bağı vardı gözlerinde. Yükseldikçe aşağıda kalan şehrin çirkinliği yok oluyor, o daha da bir coşkulu, daha da bir heyecanlı hikayeler anlatıyordu. Bir gölge üzerimizde vuku bulurken, süzülen atmacanın kanatları güneşi kapatıyordu. Gözlerini kırpıştırdı. Garip, dedi. Aç, dedi. Ama fazlasını almaz, dedi. Yükseldikçe ağaçlar azaldı. Kayalar, uzanan bir bozkır, yalnızlık ve güven vardı etrafta. İnsanlardan kaçan biz insanlar, böcekler, yılanlar, atmaca ve şahinler, akrepler ve diğer tüm canlılarla beraber doğada olmanın sevincini yaşıyordu. Doğru düzgün okuması yoktu. Küçük yaşta öz babasını yitirince, öz bildiği üvey babası ile yaşamış iki annesi ve bir kardeşi ile birlikte. Dert içinden derman okumayı öğrendiği yıllarda tanışmış gerçeklerle. Buraya sürülen yabancı “muhacirleri” ve oraya sürülen yerli “Rumlar...

Şelteoğulları (Baba Tarafı Soyağacı)

Resim
Sözcük Anlamı Öncelikle Şelte’nin sözlük anlamlarına bakalım: Ötüken Sözlük`e göre is. İp bükmekte kullanılan kasnağı çevirmekte kullanılan sicim.   Türkçe sözlüğe göre fi. Bir şeyi veya şeyleri toparlayıp bağlamak anlamında kullanılmaktadır.   Bölgesel ağızlara göre büyükbaş hayvanlara yüklenen büyük sap yığını. Yine toplamak, örmek ile ilişkili. İran`ın Hamse bölgesinde yaşadıklarından dolayı Hamse Türkleri olarak anılan bir boyda kadınların üzerlerine giydikleri kırmızı bir kıyafet adıdır. Eski bir Peçenek başbuğunun adıdır.  Bati Avrasya/Kuzey Kafkasya'daki Turkler, Türkçe'nin Kıpçak lehçesini veya Oguz lehcesi ile karismis halini konuşurlar. Örnegin  Karakalpakça'da ş>s değişmesi de vardır: söyleş->söyles- gibi... Bu da başbuğun adının veya lakabının Şelte olması anlamına gelmektedir. Peki Şelte etimolojik olarak nedir ? Farsça, kelimenin asıl kökeni olup orjinali ve anlamı aşağıdaki gibidir: çilta : Bir çeşit zırh Türkçe'ye  şilte ...

NEMRUT’TAN YOL’A BAKIYORUM

“Önce köpeklerin sesini, sonra da kapı sesini duyduk. Tahta kapımıza çok sert vuruyorlardı. Kapıyı açmak için ben gittim. Silahlı üç adam dışarıda duruyorlardı. Kürtçe konuşuyorlardı. Herkesi, köyün aşağısındaki dere kenarına götürdüler. Oraya başka Ermenileri de getirmişler. Hiç vakit kaybetmeden önce erkekleri, sonra kadınları öldürdüler. Sonunda bir parça insaf vicdanlarına girdi ki, bizi bıraktılar. ’Sakın kimse evine geri dönmesin!’ diyerek de çocukları uyardılar.” Büyük Dengbej Garabet Haçadruyan Hayatın çeşitli biçimleri, hayatın sessizliği ve çok sesliliği, zenginliği, çekiciliği… Edinilen tüm ders ve tecrübeler… Hasan Dağı’nın tüm heybetini arkasında hisseden Kommagene Kralı I. Antiokhos her sabah güneşi selamlıyor, önünde uzanan kanla, ses ve seda ile savaş ve barış ile dêngbejlerle anlatıla gelmiş uçsuz bucaksız ovaları. Tûrôyo dilinde türküler ile topraklarını beraber savunan Müslüman Mıhellemiler ve Hristiyan Süryaniler, gizemli Ezidiler, kadim Araplar, açlığı payla...

Üçüncü Düş

İnsanın başlangıcı ister evrim tarihi açısından ele alınsın, isterse ademoğlunun yaratılışı ile başlasın bir yolculukta. Öyle dipsiz bir yolculuk ki bu sonu belirsiz başı belirsiz… Bilgimiz kısıtlı ve az ama aksine merakımız oldukça büyük… Açız bilgiye, açız varlığın algısına… Fakat yalnız ruhu bilme açısından zannetmemeliyiz bilgimizin azlığını. Eşyanın doğasına dair bilgilerimiz bile ruhumuza ait olandan çok değil. Peygamberlerin geride kaldığı bir okyanusta ilerlemeye çalışıyoruz artık. Farkında mısınız evrenin bizim zindanımız olduğundan? Onu anladığımız, ona hükmettiğimizi sanıyoruz sadece. Oysa o kadar kayıtsız ki bize karşı ve biz o kadar kibirliyiz ki var olduğumuzu düşünüyoruz. Sadece bir düşünme hali zuhur ediyor ise neden korkuyoruz ki bu kadar? Var mıyız ki yok olmaktan korkarız bu kadar? Her bir atom parçacığımızın birbirine dönüştüğünü, alemin tümünün, başından sonuna, birbirine bağımlı olduğunu ve nihai olarak ışıkta birleşeceğimizi neden anlamazdan geliriz? Işığın pat...